Türban konusu artık üstünde ağız açılmayacak tabular listemizde yerini almaya doğru gidiyor elhamdüllillah. Aşağı tükürsen meme yukarı tükürsen eşarp, ayrıca ne söylesek boş bir mevzu. Ya bireysel özgürlükler kısmında tıkanıp kalıyor insan ya da kadın erkek fay hattının, hayatın bir gerçeği olduğunu tekrar, tekrar keşfediyor. Aniden feminist olup türbanlı kadınları savunuyor, sonra türbanın kadına ettiğini görünce feminizmden soğuyor. Kavram karmaşası gırla.
Bildiklerimizi şöyle bir sıralayalım yine de.
Örtünmenin simgesel anlamı, kaçınma, saklama, mahremiyet. Örtülen ne, kadının kafası. Kadın olmaktan hicap duymayı iki bacak aramızdan çıkartıp kafanın tepesine getiren bir durum. Bu nedenle duygusal anlamda karşıyız türbana. Kadın olmak zor, evet, ama türbanla başımızı dik tutmak, dinin bunu emrediyor olması, gerçekten akla pek yatkın değil. Ama zaten bu dünya başlı başına akıllara zarar, bu yüzden dinler bize rehber ve bu coğrafya rehber olarak İslam'ı seçmiş. İçinden birileri de işbu düsturu benimsemiş, türbanımı takarım demiş. Dün başörtüsüydü, sonra türbana dönüştü gerçi. Bu da sosyolojik ve karşı konulamaz bir evrim, moda. Türban adeta son model cep telefonu ya da araba gibi bir tür zenginlik göstergesi herşeyden önce. Ne o öyle nenem gibi boynunun altından fiyonk, illa hotozlu motozlu tepesi kalkık, en parlak satenden olacak ki taktığına değsin. Dinimiz neyi emrediyor aslen, bilemiyoruz. Herkesin hakkıdır bu dünyada kendini görmek istediği gibi görmek diyoruz, kendini onunla tamam hissediyorsa, bir toplumsal barışçının bam teli olan bireysel özgürlükler bağlamında, bize söz söylemek düşmez, deyip tevekküle bürünüyoruz.
Bu yaygın türban kullanımına baktığımızda, aşağıdan yukarı, yani seçmenden vekillerine doğru bir talep gidiyor gibi görünüyor. Zor da olsa alışmak, bu talebin sesi dinlenir ve ona uygun düzenlemeler yapılırsa biz toplumsal barışçılar, herşeye rağmen demokrasinin kestiği parmak acımaz diyeceğiz. Hayıflanmamız göz zevkimiz yüzünden değil, inançlarıyla kendini cendereye sokan hemcinslerimiz olduğu için olacak. Erkeklerin kadınlar adına savunduğu tek özgürlüğün onların başını kapatma özgürlüğü olduğunu görmedikleri, görmek istemedikleri için yanacağız. Ama bu isteklerine de karşı çıkmayacağız. Baskı görmediklerini iddia edecekler, kimileri öyle iddia etseler de baskı gördükleri aşikar kalacak, bazıları zaten baskıdan alenen şikayetçi. Bu yüzden türbana karşı olacağız.
Fakat işte yukarıdan aşağı, vekillerden seçmenlere doğru talepler ortaya konmaya başlandığında, hem dikey, hem de yatay olarak yani anayasal düzenlemeler ve mahalle baskısıyla bu coğrafyanın diğer inançlarına İslam'la ilgili görünümler dayatılmaya başlandığında ne olacak ? Bunu bir paranoya olarak hafife alma lüksümüz yok, içinde yaşadığımız gerçek olduğunu artık inkar edemeyiz. Yatay olarak sürekli artan bir türban modası dikey olarak iktidardan her türlü desteğe de sahip. Burada biz sessiz toplumsal barışçılar büyük bir ikilemle karşı karşıyayız. Bir noktadan sonra yaşam alanını koruma davasına dönüşüyor çünkü iş. Başa gelen çekilecek ama ne yalan söyleyeyim, bu raddeleri görmek istemiyorum. Öyleyse bireysel özgürlüklerimizi kaybetmeme yolunda, bireysel özgürlükleri kısıtlamayı savunma pahasına türbana karşı sesimizi yükseltmeli miyiz ? Sesimiz iktidara karşı olduğu anda direkt türbana karşı oluyor artık, bu yüzden cümleyi bilerek yukarıdaki gibi kurdum. Ve fakat türbana karşı olmak da son derece absürd bir durum bir demokrat toplumsal barışçı için, çünkü türban bireysel özgürlük ! İşte bu noktada türban konusu beynimi dumura uğratan ve bana susmayı dayatan bir tabuya dönüşüyor. Bazen içimden gelin bu türban olayını toptan bırakalım demek geliyor, hemcinslerime. Atalım başımızdan erkekler taksın ! Yazık, beyhude bir mesele ile kendimizi yıprattık bunca zaman ve daha çok yıpratacağız. İktidarla savaşmak türbanla savaşmakla eş anlamlı oldu ya, artık çıkmaz sokaktayız. Yeniden okuyup anlamamız gerek İslam'ı. Devletten uzak tutmak için, dini, ne gerekiyorsa yapmak gerek... Ve ben derim ki türbanı takmak isteyenin savunması lazım bunu en çok. Ona gerçekten inananın. Yoksa türbanları tartışma konusu olmaktan kurtulamayacak, inançları çok sorgulanacak ve ister istemez sarsılacak ! İnancınızın altını oymasınlar istiyorsanız ona sahip çıkın, adı üstünde, inanç bu, bilimsel gerçek değil, sarsılır. Ya da sarsılmasını istediğiniz bir inanç varsa, ona devlet yönettirin ! Bu da, iktidar özleminde olup konsensüs oluşturamamış tüm inançların rakiplerine, bir toplumsal barışçının naçizane tavsiyesidir. Neticeleri bir insanın ömründen uzun, ama insanlık tarihi için kısa vadelerde görülebilir.
Création de site web à Tournefeuille : stratégie digitale pour PME
ambitieuses
-
Tournefeuille compte près de 27 000 habitants. Située aux portes de...
1 ay önce

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder