25 Mayıs 2008 Pazar

Bir güzel nefes...

Sigara, işte size mükemmel keyfin mükemmel örneği: o hem kusursuz bir sanat eserine benzer hem de sizi asla tatmin etmez . İnsan daha ne isteyebilir ?
Oscar Wilde


Sigara içme kısıtlamaları vesilesiyle bu ata sporumuzu bir kere daha sorgulamaya başladım.
Bizim memleket bu işin anavatanı olmamakla birlikte tüketim şampiyonlarından biri. Üstelik maneviyatımız da sağlam olduğu için her türlü cansiperane savunmayı yapabiliyoruz sigara içme hakları konusunda. Gerçekten de son günlerde içeni içmeyeni kısıtlamalara karşı bir cephe oluşturmuş durumda. Yasakçı zihniyeti kınayan demeçler veriliyor. Diğer yasaklara sıra geldiğinde herkes pek bir sus pus. Toplumsal konsensüsümüzün sigara üstüne olması esef verici durumlar listeme eklendi çoktan. Bir kerecik olsun konsensüs oluşturmuşuz bunu bozmayayım diyorum ama elim de çenem de durmuyor. Sigara içmek için değil neyse ki, bir süre merakımı cezbetmiş olan bu alışkanlığın manasızlığını idrak ettiğimden beridir, aslında bu kısıtlamaları bekleyerek yaşıyordum. E tek başına mücadele bir yere kadar, bu konuda nazımın geçtiği insanlara sağlık kumkuması gibi uyarıda bulunmaktan dilimde tüy bitti yıllardır. Türlü çeşit defansla karşılaşmaktan artık yıldım. "Sen hiç içmedin mi, içmeyen anlamaz, bu iş öyle kolay değil, ben aslında bırakırım ama keyif alıyorum, bana bir zararı yok, zararı varsa bana var sana ne", gibi çeşit çeşit savunma ile karşılaştım. Diyecek birşey olmaması bir yana, insanların moralini bozduğum, keyfini kaçırdığım düşüncesi daha da canımı sıktı. Neyse, ben bu işten istifa ettim. Sonunda kısıtlamalar bize de geldi ama yarım geldi, ondan dolayı biraz hayalkırıklığı içindeyim. Sigaranın tüm restoran, kafe ve barlarda yasak olduğu İngiltere'yi düşününce mesela, biz niye hemen geçmedik ki diye kıskanmadan edemiyorum. Yurdumun mutena restoran ve bilumum mekanlarının sahipleri çıkıp bunun altyapısı hazırlanmadan atılmış bir adım olduğunu söylemişler. Nasıl bir altyapı kastediliyor acaba ? İşin bu teknik kısımlarına çok aşina olmamakla birlikte içenlerin rahatını bozmayacak altyapıları kastettiklerini sanıyorum. Bu da korkarım yine içmeyenleri fazla kaale almayan yöntemlerle olabilir. Üstelik sigara gitgide daha da el üstünde tutulan bir konuma gelebilir. Eyvah sevgili dostlar, aramıza sigara girecek. Yurtdışındaki uygulamaları daha yakından incelemek gerek.
Tarihe şöyle bir baktığımızda sigarayı amerikanın keşfiyle birlikte keşfettiğimizi, bu kıtanın yerlilerinin tütün yapraklarını özenle koruyup törenle tükettiklerini görebiliyoruz. Bu nokta önemli. İlk biz bulmadık belki bu mereti ama herşeyi abarttığımız gibi onu da abarttık. Keşke bu konuyu daha fazla araştırma imkanım olsa, çok da merak içindeyim ama hislerim bana kızılderililerin evvel zamandaki sigara tüketimlerini belli ritüeller dahilinde yapıyor olduklarını, bizler gibi zincirleme içici olmadıklarını, birbirinden uzak uzak çadırlarda, dağda bayırda sigaralarını arada keyif için makul miktarda tellendirdiklerini söylüyor. Bağımlılık seviyesinde değil de bilinçli, kontrollü bir keyif miydi acaba diye düşünmeden edemiyorum.
Neyse, bakmayın celallendiğime, bugünkü sigara hoşgörüsünü anlayabiliyorum aslında. Söz konusu olan bağımlılık çok da hafife alınabilecek durumda değil, maddi zararlarını geçtim, manevi ve psikolojik bağlamda klinik özellikler gösteriyor. Sigaraya olan bu bağımlılığımız toplumsal düzeyde detaylı bir analiz gerektiriyor. Şu bilinen bir gerçek ki farklı toplumlar, farklı dönemlerde sigarayı farklı şekillerde tükettiler, tüketiyorlar. Her birinin sebeplerine derinlemesine bakarsak bu alışkanlıkla daha mesafeli bir ilişki geliştirebiliriz. Böylece sigaranın o en çok korkulan yanının, kısaca sağlığa olumsuz etkilerinin minimize edileceği, keyiften de çok vazgeçilmeyen dengeli bir yaşamın kapısını aralayabiliriz.
Gelelim kanımca zurnanın zırt dediği yere. Düğüm burada çözülüyor; sigarayı bırakanlar bu yüzden başarılı oluyor, bırakamayanlar da bu yüzden bırakamıyor... Nasıl ikisi de aynı sebebe dayanabilir ki, demeyin. Doğru nefes almadığımızı söylüyor yoga uzmanları. Aslında tüm gün yüzeysel bir nefesle yaşıyormuşuz. Ben buna bizim memleketçe sigara ile nefes aldığımız gerçeğini eklemek istiyorum. Şöyle durup düşününce farkediyor insan, derinden nefes almadan yaşıyoruz hakikaten de. Belki de o eksik nefesi sigara ile ikame ediyoruz, sigaradan gelen nikotin kadar, onu içimize çekerken aldığımız nefese de bağımlıyız... Ne mümkün insanın nefesinden vazgeçmesi ? Belki nikotini bırakabilir ama ya nefesi ? Gelin bir deney yapalım. On kere üstüste burnunuzdan derin nefes alıp, her seferde içinizde tutup, yine burnunuzdan mümkün olduğunca uzuun sürelerde verin. Hatta burnunuzdan nefesi alıp verirken bunu genzinizden ses çıkartarak, gürültülü gürültülü yapın. On nefesin sonunda, hatta ona bile kalmadan göreceksiniz nasıl "kafa yaptığını". Kabul etmeliyiz ki bu stresli, koşturmacalı hayatlarımızda, bunun bir benzerini şu an çoğumuz sigarayla yapabiliyoruz ancak. Derin nefes alışkanlığımız bizim sigara. Tabii ki bırakmak kolay olmayacak ama işte görüyorsunuz, keyif almak nefes almak kadar kolay aslında. Eziyet çekmeye ne gerek var ?
Son söz: olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi.

1 yorum:

ovgu dedi ki...

İtalya ve Fansa Avrupa'da sigaranın çok tüketildiği iki ülke. Bu ülkelerde yasaktan sonra bazı kafeciler yasağı protesto ettiklerini ve cezası ne olursa olsun işletmelerinde sigara içilebilecğini duyurdular. Bu işletmelere girerken cezanın ödenmesi için girişe bırakılmış olan kutuya para bırakıyorsunuz. İmece usulü ceza parası toplanıyor. Bu kafeler gerçekten sayılı ama...Benim bildiğim İtalya'da 2-3 taneden fazla değil:) Eninde sonunda alışılacak bir kural ama sahip olduğumuz ünden vazgeçmek koyuyor: "Türk gibi sigara içmek" "Fumare come un Turco"

İzleyiciler

Yazdıklarımı düşünüyorum, düşündüklerimi yazıyorum

Fotoğrafım
İnişli yokuşlu, politize ama illa ki benden yazılar.

Ben'ce Sözlük

U
Umutkan: Herşeyi unutabilir... Ama bir umudu hep vardır.

K
Küratör: Sanatın editörü ?

S
Sanat: Bir rahatlama biçimi.

B
Bedbaht: Başkalarını kafaya takınca hissedilen mutsuzluğun sıfat hali. Not: gerçek mutsuzlukla karıştırılmamalı

Çeviri asla sadece çeviri değildir !

Başkalarının yazıp benim çevirdiklerim. Çevrim çevrim.

Dr Matrix ve Gizemli Sayılar (The Magic Numbers of Dr Matrix) / Martin Gardner / Güncel Yayıncılık - Açık Bilim Dizisi / İstanbul, Ekim 2004 / Çeviren : Neyran Savaşman Akyıldız
Pekçok bilimsel çalışmaya imza atan Martin Gardner, tüm zamanların en usta nümeroloğu Dr. Joshua Matrix öncülüğünde bizi, sayıların gizemli dünyasına davet ediyor... Scientific American dergisinde "Matematik Oyunları" adlı köşesinde 20 yıl boyunca Dr. Matrix ve kızı Iva'nın maceralarını aktaran Martin Gardner, kâh New York'ta, kâh Kalküta'da, kâh İstanbul'da ve daha pek çok şehirde onların izlerini sürüyor. Aslında bu iz sürmekten çok, bir rastlantıdır; tıpkı Dr. Matrix'in sayı ve dil arasında keşfettiği rastlantılar gibi... Amerika'daki başkanlık seçimlerinin sonucu, güneş sisteminin 32. ayının varlığı, pi sayısının bir milyonuncu basamağının 5 olduğu, Dr. Matrix'in bizi şaşırtan sayı-dil bağlantılı tahminlerinden sadece birkaçı... Elinizdeki kitap, pek çok matematikçinin, "matematiği milyonlara sevdiren adam" olarak değerlendirdiği Martin Gardner'ın, Dr. Matrix'le ilk karşılaşmasından öldüğü güne kadarki analizlerinden, kelime ve sayı oyunları hakkında kurduğu bağlantılardan oluşmuş, şaşırtıcı öngörülerin bir derlemesi... Bu kitabı okuduktan sonra çevrenizdeki pek çok sayısal rastlantının farkına varmak ilginç olacak... Matematik ve sayılarla dil arasındaki bağlantıyı merak eden herkesin okuması gereken bir kitap... (Arka kapak'tan)

Çevirenin Notu:
Arka kapak kitap hakkında bir yere kadar bilgi verebiliyor tabii. Oysa Dr Matrix'in maceraları matematiksel rastlantıların keşfiyle sınırlı değil kesinlikle. Kitapta depremlerin pek alışık olmadığımız yöntemlerle tahmininden, piramitlerin gizemli güçlerine, uzakdoğu öğretilerinden doğanın gelecek tahminine imkan verdiği iddia edilen ince sırlarına yolculuk edebilirsiniz. Kaderin cilvesi, bu pek hoşlanmadığım fizik ötesi konular böyle bir çeviri fırsatı ile gelip beni buldu. Oldum olası fallar, astroloji ve gelecek öngörülerinin her türlüsüne temkinli yaklaşmışımdır. Fakat bunu pozitif ilim düşkünlüğüme dayandıracak değilim. Aksine, bu tür öngörüleri fazlası ile ciddiye alıp üzerinde durma eğilimimden ötürü kendimi sıkıntıda bulduğum anlar olmuştur.
Şöyle keyif için bir fal baktırıp, astroloji yorumlarını gülümseyerek okumak ne bilgece davranışlar benim nazarımda esasen !

Beni cendereye sokan bu tür konulardan uzak durmayı seçmiştim ama işte bu kitap ile aslında onları hayatın çetrefil katı gerçekliğini biraz olsun gevşetecek emniyet sübapları olarak hafife almam gerektiğini bir kere daha anladım ve sanırım çeviriyle uğraştığım süre boyunca kefaretimi fazlasıyla ödedim. Artık bu mevzulara bilim dışı ve enti püften hikayeler olarak tepeden bakma hakkına sahip olabilir miyim ?

Blog Listem

Ebru

Ebru