Arkadaşım Zahit, ruh durumuma göre kimi kez beni ajite eden, yine de içten içe sevimli bulduğum bilgiçliğiyle "Ama hayatım," diye sürdürdü konuşmasını. "Batı yanlışlar yapıyor diye, ulaştığı evrensel değerlerin de yanlış olduğunu söyleyemeyiz ki."
İşte yine itiraz edilemeyecek bir çıkışı daha. Batı'nın kendi hak ve hukuk ihlalleri ile hesaplaşmak yerine, 3. dünyanınkileri seçe ayıklaya gündeme getirdiğine falan dikkat çekmeye çalışmadım. İran'ın nükleer silahlarının peşine düşen ABD'nin dünyanın nükleer silah kullanmış tek ülkesi olduğu gerçeğini mesela, elbette biliyordu. Aslında çekişiriz ama, Zahit'le kesiştiğimiz noktalar da yok değil. Paranoyanın sosyali komplo teorilerinin kolaycılığındansa olayların serinkanlı açıklamalarını benimsemeye çalışmasını takdir etmiyor değilim. Yine de sanki açıklamaların tutarlılığı doğruluklarından daha fazla ön plana çıkabiliyor kendisi için, bu da olayları enine boyuna sorgulamayı engelleyebiliyor. Tartışa tartışa büyüyeceğiz diye umalım.
Ben mesela bu tartışmalarımız sonucunda, Batı'da fesatla uğraşan bir klik olduğu teorisinden mümkün olduğunca uzak durma çabası geliştirdiğimi söyleyebilirim kendi payıma . Bir "görünmeyen el" varsa büyük ölçüde sadece ekonomi teorisinde var ve o da zaten düzenleyici olmaktan çok balyoz gibi iniyor bazen tepemize. Ekonominin bu başına buyruk hükmünde sosyo-politik gelişmeler bir o yana, bir bu yana savruluyor gibi geliyor bana. Nerede kalmış sistematik, organize, tüm dünyaya istediği gibi yön verecek Batılı odaklar ? Ama tabii, ekonominin çarklarıyla uyumlu hareket eden, etmek zorunda olan kitleler ve bunları yönlendirmek üzere tasarlanan politikalar gerçekliğin ta kendisi. Şöyle mesafe alıp bir bakınca, uzaktan kumandalı tek bir büyük komplo yok belki ama hepimiz işbirlikçileriz, ucundan kıyısından. Olan bu.
Bunları konuşup patates kızartmamı soğutmak yerine, yemeye devam ettim.
Yine de bazı değişmez kurallar mertek gibi sırıtıyor Zahit'cim, demek isterdim. Örneğin başbakanların çoğunlukla nükleer enerjinin faziletlerine inanmaları, "derin" teşkilatlar mevzuunda sadece konjonktür elverirse aksiyon alınabilmesi... Tabii ki bu gibi değişmez kalıpları komplonun parçası olarak tanımlayıp altında ezilmektense ardındaki dinamikleri anlamaya çalışmak gerek. Ergenekon'un olmadığından tekmili Ergenekon olduğumuza geniş bir yelpazede evrilen düşüncelerim, tutarsıza ağzını açmama ya da en azından tutarsızlıklar arasında yeterli zaman bırakıp frikik vermeme konusunda yetenekli arkadaşıma, eleştiri imkanı sağlıyor. Bu durumdan rahatsız olup düşünme özgürlüğümün getirdiği, kimi kez kafa karışıklığı gibi görünen zihin açıklığını feda etmeye niyetim yok oysa.
Bir taksicinin yol boyu anlattığı şu hikaye Zahit'le çok tartıştığımız "Ergenekon"un boyutlarını gözler önüne tüm iddialardan daha fazla seriyor.
"Yaralamalı kazaya karıştım abla. Üçüncü araba olarak. Karakola biz de gittik. Polisler diğer araçlardakileri sorgusuz sualsiz nezarete aldılar. Sıra bana geldi. Kimliğime baktılar, senin bu kimliğin buraya girmez arkadaşım dediler, çay ikram edip eve gönderdiler. Biz Karadenizliyiz de abla..."
Ergenekon her ne ise, bu boyutun bugün açılmasına icazet verilen mahkeme ile çözülemeyeceği aşikar. Ama tabii Zahit'e kalırsa sorunun çözümünde bu gelinen nokta iyi. Onunla aynı iyimserliği paylaşmak istiyorum ama olmuyor. Hem bireysel bazda hem de kurumsal anlamda olayın üstüne gidişte beni tedirgin eden tüm boyutlar yerli yerinde duruyor. Şimdilik tek tesellim, taksicinin bu durumu bir gurur vesilesi değil, memleketimiz için bir utanç kaynağı olarak anlatmış olması...
Bu arada bunu Zahit'e henüz söylemedim ve onu tanıyorsam, içeriğine karşı çıkmazsa mutlaka biçemine karşı çıkacağı bir iddiam var (ya da en azından "e tabii öyle" deyip geçecek) : Dünya iki kutuplu iken bizi sebebi ideolojik diye kandırmışlar galiba ! Doğduğum yıllar, insanın idealleri uğruna savaştığına inanılan yıllar olarak saflık tarihine geçecek sanırım. Güç ilişkisi ve üstünlük arayışı, bir ideal uğruna değil, toprak, enerji, velhasıl daha elle tutulur varlıklar uğruna veriliyor devletler düzeyinde. İdealler, eğer içinde bizim anladığımız evrensel demokrasi ve insan hakları düşüncesini biraz olsun barındıran türdense, yayılmacılıkla doğal bir tezat oluşturuyor zaten. Soğuk Savaş'ın baş aktörü Rusya bugün Osetlerin ve Abhazların "bağımsızlığını" desteklerken, idealler sadece hoş bir müzik olarak kulaklarda yankılanıyor. Herkesin davetli olduğu bir maskeli balo ya da dünya ölçeğinde bir Aziz Nesin hikayesi yaşıyor gibiyiz.
Davet demişken, küresel temaşa olimpiyatların açılışında diğer ülkelerin Çin'i kendi selülitlerine bakıp burunlarını çekerek izledikleri hissine kapıldık. Tabii tüm makyaj ve Batı'nın hasetinden motive olan karalama kampanyalarının çamur at izi kalsın çirkefliği Çin'in yumuşak güç olmadığı gerçeğini değiştirmiyor, ceberrutluğunu gizlemiyor. Bu müsabaka çok çekişmeli geçeceğe benzer, Çin'in çıkışlarına karşılık Batı'nın zorla korumaya çalıştığı pozisyonu ve arada izleyici olarak Türkiye. Kendi evrensel değerler notumuzu bu iki tarafı baz almadan verirsek daha iyi hissedebiliriz belki. Ben Batı'nın hataları derken bunu demek istiyorum Zahit'cim, ama tabii Batı'nın değerleri müthiş bir süzgeçten geçmiştir. Şimdi bir de Çin eleğinden geçsin bakalım neye dönüşecek ?
Patates kızartması da böylece bitti.
Création de site web à Tournefeuille : stratégie digitale pour PME
ambitieuses
-
Tournefeuille compte près de 27 000 habitants. Située aux portes de...
1 ay önce

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder