Sokak lambalarının sönmediği, güneşin yüzünü göstermediği, evin ısınmadığı, yatağın sıcağının daha ayılamayan akla yapıştığı, yüz yıkamanın bile işkence olduğu - yarım saatçik uyku için bordronun yakılabileceği hafta içi sabahları... Kırıntıları tezgahtan anca toparlanıp bulaşığı evyeye hızlıca bırakılan iki lokma kahvaltı. Haftasonu iki (ya da bir) gün yataktan kalkma saatinin görece özgürlüğü üstüne tadının çıkarılmasını bekleyen günün en kral öğünü.
Fakat haftasonları bile bazen öksüz olmuyor mu kahvaltılar, ne ayıp !
Yataktan kalkanda, seni bekleyen hazır sofra, fokurdayan çay yoksa, hafta içinin o çok zor kolaycılığı - ardına bakmadan kaçıp gitme lüksü bir an hatırlanıyor. Ve hemen kovuluveriyor akıldan.
Buzdolabındakiler şöyle bir sıradan geçiriliyor, daha yorganın altında. Yeterli iaşe önceden tedarik olunmamışsa kararlar alınıveriyor, sonraki değerli haftasonları için, hafif bir pişmanlık eşliğinde. Nasıl pişman olunmasın. Belki daha güleryüzlü bakkallar vardır, başka köşelerde. Bize düşen biraz, nasıl derler, suratsız. "Bu bakkallar nasıl geçiniyor?", sorusu kafayı kurcalıyor, içeri girip sadece ekmek, süt ve gazete alıp çıkarken... Ve gün ne kadar güzel olursa olsun, elinde üşengeçliğin, önünde kurulacak bir sofra ve dolapta kalmış reçellerin temizlenmeyi bekleyen kapaklı cam kaplarının hüznü, kendini annenin kucağına atmak istiyorsun. Tabaklara süslenmeyi bekleyen zeytin, tereyağ, peynir... Dilimlenmeyi bekleyen ekmek ve demlenmeyi bekleyen çay. Hepsi bir şekilde bir araya gelince hüzün de uzaklaşıyor, bezginlik de. Ama işte olana kadar geçen o çok uzun kısacık süre. Her sabah onları hazırlamak için sevecenlikle ayakta olmak, kahvaltıyı üşenmeden çıkarmak. Öksüz bırakmamak kahvaltıları. Bu kadar zor mu olmalı ?
Création de site web à Tournefeuille : stratégie digitale pour PME
ambitieuses
-
Tournefeuille compte près de 27 000 habitants. Située aux portes de...
1 ay önce

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder