1 Şubat 2009 Pazar

Portakalın posası, Çalışanın Tasası

Bu dönemsel kriz ve her daim rekabet ortamında, mesleğine göre değişen güçlüklerle, ancak her zaman yüksek dozda stresle götürdüğümüz, ya da bizi "götüren" "İş"lerimiz hayatımızın kabaca %40'ını kapsıyor. Yarısından azmış demeyin, geri kalanın da %50'si uyku zaten. Kalan %30'luk zamanı da sanki o iş hiç yokmuş gibi yaparak geçirmeye çalışıyoruz...

Bu önermeye katılmayan, siz işini gerçekten sevenler, size hep gıpta etmişimdir, bir gün o saflara katılma umudum bakidir. Fakat iş hayatının baş döndürücü hızıyla yaptığı santrifüj etkisini hayatlarında hissedenler de oldukça fazla. Kimilerimiz bayağı iyi rol yapıyor, bazen ben de... Ve hatta gitgide bu role kendimizi kaptırabiliyoruz. E topu topu hayatımızın %30'u kalıyor bize. Onu da şikayetle mi geçirelim ? Bu değerli zamanı en kafa boşaltıcı uğraşlarla süslemek için büyük bir koşturmaca söz konusu. Hafta sonları dinlence yöntemleri günü sabahtan itibaren en iyi şekilde değerlendirmek üzere kurgulanmaya başladığından beri evde kahvaltı etmez oldu kimse... Sonra gelsin mangallar, rakı-balıklar, mantı partileri... Velhasıl her keseye ve meşrebe göre türlü çeşit gastronomik mutluluk bazen filmlerle, bazen bol muhabbetle taçlandırılıyor... Ta ki bir sonraki işbaşına kadar.

Tüm bunlar, benim de ayıptır söylemesi, “hafta sonu için yaşamak” diye küçümsediğim şu yaşam biçimi, aslında belki de ideal durumdur... Hayatın bizi sürüklediği fırtınalı anlarda o huzuru mumla ararız. “Yeter ki sevdiklerimiz yanımızda olsun, herkesin sağlığı yerinde olsun da aylaklık edelim”, hissi gelir bizi bulur; çay bahçesinde somurttuğumuz günlerden tarifsiz pişmanlık duyarız… Bilinçaltında bir yerlerde sürekli böyle düşünmekten zaten, haftasonu huzurlarına tutunup birbirine ekleriz haftaları.

İş’te geçen zamanlarda bir tatlı huzur çıkartmak çok zor. Çünkü kimse, - eğer çok “kanka” bir iş ortamı yok ise… - işyerindeki kadar yalnız değil bu hayatta. Geriye bir tek iş hayatının kimi manasızlıklarına bakıp kendi kendine gülümseyebilmek kalıyor…

O zaman genelde olanlar şunlara benzeyebilir…
Bir “motivasyon” eğitiminde kendinizi hayatınızda daha önce hiç görmediğiniz bir insanla 10 metrelik koca koca tomruklara tırmanırken bulursunuz. Hedef düşmeden karşı tarafa geçmeye çalışmaktır. Ekibin diğer üyeleri sizi aşağıdan izlerken boşlukta asılı kaldığınızda, yüklüce para ödenen eğitim şirketinin hazırladığı güvenlik düzeneği sizi korur ama bu adrenalin seviyesi yüksek deneyimi niye burada, bu insanların önünde yaşadığınızı, fiziksel şartlarınızı niye tercih ettiğiniz başka kafa tiplerle değil de bu güruhla zorladığınızı artık sorgulamaz olursunuz, sadece kendinizin anlamını bildiği bir gülümseme eşliğinde…
Bunu bir spor olarak görüp, temiz hava aldığına şükretmek de diğer bir tahammül yöntemidir. Ne diyelim, beterin beteri var, kriz döneminde bütçeler kesintiye uğrar ya da kimi şirketler her daim cimridir, iş arkadaşlarınızla iş seyahatinde oda paylaştığınız bile olabilir !
Bazen de her nedense, işte sürekli görüşüyor olmak işyeri ahalisini kesmez olur. Eğitim gibi bir zorunluluk olmadan dahi hafta sonu organizasyonları yapılır. En erkek egemen tercihler sırasıyla paintball ve carting olarak sıralanabilir. Paintball’da yediğiniz acı bir kurşunla o günün gazisi olabilirsiniz. Carting’de kendinizi hızın eğlencesine bırakmaya çalışırsınız, nitekim eğlenebilirsiniz de… Ama bu grubun içinde neden yer aldığınız sorusu bakidir. Hafta sonu eğlencesine katılmama hakkına sahipsinizdir ama rolünüzün aksamaması için kendinizi feda ettiğiniz anlardan biridir bu… Ha bir de nedense salgın bir hastalık gibi bazı hobiler moda olur, bunlar da gülmece vesilesidir, tabii kendi kendinize. Erkekler motorsiklete sarar, kadınlar zaten fazla hobiye vakit bulamaz ama ben de yogaya sardırdım mesela…
Ara sıra emrivaki yapılan iş yemekleri de akşamlarınızda sizi olmak istediğiniz çok başka ortamlardan koparır. Üstelik muhabbetler her zaman bir kontrol içerdiğinden akıcı olmaz, uzun uzun yemek yenip sürekli oturulduğu için sindirim sistemi rahatsızlanır. Böyle çakırkeyf ortamlarda yarı resmi duruş ne kadar zordur. Eğlencenin tadı işte burada ancak “az sonra bitecek” diye düşünerek çıkar bendeniz için.
Bazen de işyerinde özellikle CEO menşeli tabirler moda olur. Bir dönem çalıştığım işyerinde “aşırı yağlarımızdan kurtulalım” şeklinde bir söylem ortaya atılmıştı. Ardından gelen kapsamlı bir tenkisat oldu… Tenkisat acı olsa da laf komikti. Bu durumu bizzat yaşamış olsam da halen lafları fazla irdeleyip moral bozmaya değmez diye düşünürüm - bir kapı kapanır bir diğeri açılır diyelim, öyle olsun.

Sabahları evi çok kısa bir sürede işte bunlar için terk ediyor olmak, ki bunlar “en” eğlenceli tarafları, hakikaten oldukça zor. Portakal sıkıp içebiliyorsanız dahi sıkacağı temizlerken posası lavaboyu tıkıyor, temizlemeye vakit bile kalmıyor… Akşam sizi yine o posa karşılıyor… İş hayatının bir resmi gibi.


01.02.2009

Hiç yorum yok:

İzleyiciler

Yazdıklarımı düşünüyorum, düşündüklerimi yazıyorum

Fotoğrafım
İnişli yokuşlu, politize ama illa ki benden yazılar.

Ben'ce Sözlük

U
Umutkan: Herşeyi unutabilir... Ama bir umudu hep vardır.

K
Küratör: Sanatın editörü ?

S
Sanat: Bir rahatlama biçimi.

B
Bedbaht: Başkalarını kafaya takınca hissedilen mutsuzluğun sıfat hali. Not: gerçek mutsuzlukla karıştırılmamalı

Çeviri asla sadece çeviri değildir !

Başkalarının yazıp benim çevirdiklerim. Çevrim çevrim.

Dr Matrix ve Gizemli Sayılar (The Magic Numbers of Dr Matrix) / Martin Gardner / Güncel Yayıncılık - Açık Bilim Dizisi / İstanbul, Ekim 2004 / Çeviren : Neyran Savaşman Akyıldız
Pekçok bilimsel çalışmaya imza atan Martin Gardner, tüm zamanların en usta nümeroloğu Dr. Joshua Matrix öncülüğünde bizi, sayıların gizemli dünyasına davet ediyor... Scientific American dergisinde "Matematik Oyunları" adlı köşesinde 20 yıl boyunca Dr. Matrix ve kızı Iva'nın maceralarını aktaran Martin Gardner, kâh New York'ta, kâh Kalküta'da, kâh İstanbul'da ve daha pek çok şehirde onların izlerini sürüyor. Aslında bu iz sürmekten çok, bir rastlantıdır; tıpkı Dr. Matrix'in sayı ve dil arasında keşfettiği rastlantılar gibi... Amerika'daki başkanlık seçimlerinin sonucu, güneş sisteminin 32. ayının varlığı, pi sayısının bir milyonuncu basamağının 5 olduğu, Dr. Matrix'in bizi şaşırtan sayı-dil bağlantılı tahminlerinden sadece birkaçı... Elinizdeki kitap, pek çok matematikçinin, "matematiği milyonlara sevdiren adam" olarak değerlendirdiği Martin Gardner'ın, Dr. Matrix'le ilk karşılaşmasından öldüğü güne kadarki analizlerinden, kelime ve sayı oyunları hakkında kurduğu bağlantılardan oluşmuş, şaşırtıcı öngörülerin bir derlemesi... Bu kitabı okuduktan sonra çevrenizdeki pek çok sayısal rastlantının farkına varmak ilginç olacak... Matematik ve sayılarla dil arasındaki bağlantıyı merak eden herkesin okuması gereken bir kitap... (Arka kapak'tan)

Çevirenin Notu:
Arka kapak kitap hakkında bir yere kadar bilgi verebiliyor tabii. Oysa Dr Matrix'in maceraları matematiksel rastlantıların keşfiyle sınırlı değil kesinlikle. Kitapta depremlerin pek alışık olmadığımız yöntemlerle tahmininden, piramitlerin gizemli güçlerine, uzakdoğu öğretilerinden doğanın gelecek tahminine imkan verdiği iddia edilen ince sırlarına yolculuk edebilirsiniz. Kaderin cilvesi, bu pek hoşlanmadığım fizik ötesi konular böyle bir çeviri fırsatı ile gelip beni buldu. Oldum olası fallar, astroloji ve gelecek öngörülerinin her türlüsüne temkinli yaklaşmışımdır. Fakat bunu pozitif ilim düşkünlüğüme dayandıracak değilim. Aksine, bu tür öngörüleri fazlası ile ciddiye alıp üzerinde durma eğilimimden ötürü kendimi sıkıntıda bulduğum anlar olmuştur.
Şöyle keyif için bir fal baktırıp, astroloji yorumlarını gülümseyerek okumak ne bilgece davranışlar benim nazarımda esasen !

Beni cendereye sokan bu tür konulardan uzak durmayı seçmiştim ama işte bu kitap ile aslında onları hayatın çetrefil katı gerçekliğini biraz olsun gevşetecek emniyet sübapları olarak hafife almam gerektiğini bir kere daha anladım ve sanırım çeviriyle uğraştığım süre boyunca kefaretimi fazlasıyla ödedim. Artık bu mevzulara bilim dışı ve enti püften hikayeler olarak tepeden bakma hakkına sahip olabilir miyim ?

Blog Listem

Ebru

Ebru