Bu dönemsel kriz ve her daim rekabet ortamında, mesleğine göre değişen güçlüklerle, ancak her zaman yüksek dozda stresle götürdüğümüz, ya da bizi "götüren" "İş"lerimiz hayatımızın kabaca %40'ını kapsıyor. Yarısından azmış demeyin, geri kalanın da %50'si uyku zaten. Kalan %30'luk zamanı da sanki o iş hiç yokmuş gibi yaparak geçirmeye çalışıyoruz...
Bu önermeye katılmayan, siz işini gerçekten sevenler, size hep gıpta etmişimdir, bir gün o saflara katılma umudum bakidir. Fakat iş hayatının baş döndürücü hızıyla yaptığı santrifüj etkisini hayatlarında hissedenler de oldukça fazla. Kimilerimiz bayağı iyi rol yapıyor, bazen ben de... Ve hatta gitgide bu role kendimizi kaptırabiliyoruz. E topu topu hayatımızın %30'u kalıyor bize. Onu da şikayetle mi geçirelim ? Bu değerli zamanı en kafa boşaltıcı uğraşlarla süslemek için büyük bir koşturmaca söz konusu. Hafta sonları dinlence yöntemleri günü sabahtan itibaren en iyi şekilde değerlendirmek üzere kurgulanmaya başladığından beri evde kahvaltı etmez oldu kimse... Sonra gelsin mangallar, rakı-balıklar, mantı partileri... Velhasıl her keseye ve meşrebe göre türlü çeşit gastronomik mutluluk bazen filmlerle, bazen bol muhabbetle taçlandırılıyor... Ta ki bir sonraki işbaşına kadar.
Tüm bunlar, benim de ayıptır söylemesi, “hafta sonu için yaşamak” diye küçümsediğim şu yaşam biçimi, aslında belki de ideal durumdur... Hayatın bizi sürüklediği fırtınalı anlarda o huzuru mumla ararız. “Yeter ki sevdiklerimiz yanımızda olsun, herkesin sağlığı yerinde olsun da aylaklık edelim”, hissi gelir bizi bulur; çay bahçesinde somurttuğumuz günlerden tarifsiz pişmanlık duyarız… Bilinçaltında bir yerlerde sürekli böyle düşünmekten zaten, haftasonu huzurlarına tutunup birbirine ekleriz haftaları.
İş’te geçen zamanlarda bir tatlı huzur çıkartmak çok zor. Çünkü kimse, - eğer çok “kanka” bir iş ortamı yok ise… - işyerindeki kadar yalnız değil bu hayatta. Geriye bir tek iş hayatının kimi manasızlıklarına bakıp kendi kendine gülümseyebilmek kalıyor…
O zaman genelde olanlar şunlara benzeyebilir…
Bir “motivasyon” eğitiminde kendinizi hayatınızda daha önce hiç görmediğiniz bir insanla 10 metrelik koca koca tomruklara tırmanırken bulursunuz. Hedef düşmeden karşı tarafa geçmeye çalışmaktır. Ekibin diğer üyeleri sizi aşağıdan izlerken boşlukta asılı kaldığınızda, yüklüce para ödenen eğitim şirketinin hazırladığı güvenlik düzeneği sizi korur ama bu adrenalin seviyesi yüksek deneyimi niye burada, bu insanların önünde yaşadığınızı, fiziksel şartlarınızı niye tercih ettiğiniz başka kafa tiplerle değil de bu güruhla zorladığınızı artık sorgulamaz olursunuz, sadece kendinizin anlamını bildiği bir gülümseme eşliğinde…
Bunu bir spor olarak görüp, temiz hava aldığına şükretmek de diğer bir tahammül yöntemidir. Ne diyelim, beterin beteri var, kriz döneminde bütçeler kesintiye uğrar ya da kimi şirketler her daim cimridir, iş arkadaşlarınızla iş seyahatinde oda paylaştığınız bile olabilir !
Bazen de her nedense, işte sürekli görüşüyor olmak işyeri ahalisini kesmez olur. Eğitim gibi bir zorunluluk olmadan dahi hafta sonu organizasyonları yapılır. En erkek egemen tercihler sırasıyla paintball ve carting olarak sıralanabilir. Paintball’da yediğiniz acı bir kurşunla o günün gazisi olabilirsiniz. Carting’de kendinizi hızın eğlencesine bırakmaya çalışırsınız, nitekim eğlenebilirsiniz de… Ama bu grubun içinde neden yer aldığınız sorusu bakidir. Hafta sonu eğlencesine katılmama hakkına sahipsinizdir ama rolünüzün aksamaması için kendinizi feda ettiğiniz anlardan biridir bu… Ha bir de nedense salgın bir hastalık gibi bazı hobiler moda olur, bunlar da gülmece vesilesidir, tabii kendi kendinize. Erkekler motorsiklete sarar, kadınlar zaten fazla hobiye vakit bulamaz ama ben de yogaya sardırdım mesela…
Ara sıra emrivaki yapılan iş yemekleri de akşamlarınızda sizi olmak istediğiniz çok başka ortamlardan koparır. Üstelik muhabbetler her zaman bir kontrol içerdiğinden akıcı olmaz, uzun uzun yemek yenip sürekli oturulduğu için sindirim sistemi rahatsızlanır. Böyle çakırkeyf ortamlarda yarı resmi duruş ne kadar zordur. Eğlencenin tadı işte burada ancak “az sonra bitecek” diye düşünerek çıkar bendeniz için.
Bazen de işyerinde özellikle CEO menşeli tabirler moda olur. Bir dönem çalıştığım işyerinde “aşırı yağlarımızdan kurtulalım” şeklinde bir söylem ortaya atılmıştı. Ardından gelen kapsamlı bir tenkisat oldu… Tenkisat acı olsa da laf komikti. Bu durumu bizzat yaşamış olsam da halen lafları fazla irdeleyip moral bozmaya değmez diye düşünürüm - bir kapı kapanır bir diğeri açılır diyelim, öyle olsun.
Sabahları evi çok kısa bir sürede işte bunlar için terk ediyor olmak, ki bunlar “en” eğlenceli tarafları, hakikaten oldukça zor. Portakal sıkıp içebiliyorsanız dahi sıkacağı temizlerken posası lavaboyu tıkıyor, temizlemeye vakit bile kalmıyor… Akşam sizi yine o posa karşılıyor… İş hayatının bir resmi gibi.
01.02.2009
Création de site web à Tournefeuille : stratégie digitale pour PME
ambitieuses
-
Tournefeuille compte près de 27 000 habitants. Située aux portes de...
1 ay önce

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder