3 Nisan 2009 Cuma

Seçmen “Höst” dedi – Ama Neye ?

Yerel seçimler sonrası yorumlarda sınır yok.
Ortaya çıkan tabloyu AKP’nin hezimetine karşılık bir yaşam tarzı zaferi olarak gören de var, sağ oyların yükselen toplamından yola çıkarak tehlike geçmedi, şeriat geliyor, uyan halkım diyen de.
Oyları kabaca
Muhafazakar-milliyetçi oylar
İnanç özgürlüğü oyları (buna “yaşam tarzı” da deniyor ama tüm şekilsel yaşam tarzı göstergelerinden azade bir ifadeyle, “inanç özgürlüğü” demeyi tercih ediyorum)
Etnik hassasiyet oyları
İstikrar oyları
...
gibi gruplamak istiyorum.

AKP’nin bu pasta içinde aldığı payın azalması,
CHP’nin oy oranı bazında hemen hemen yerinde sayması,
MHP ve DTP’ninse yükselişi,
yukarıdaki oy çeşitlerinin su akar yolunu bulur misali tezahürüydü.

AKP’nin iyi incelenmesi gereken koskoca bir %39’u almış olması gerçeğini yadsımasak da, hüsranının çok yönlü olduğunu söyleyebiliriz.
Güneydoğu’da boşa giden beyaz eşya dağıtımı, sonuç vermeyen mitingler,
Kıyı illerde biriken gerilimi inanç özgürlüğü tercihini ortaya koyarak boşaltan seçmen (ki geçen yerel seçimlerde ibre bu yönde değildi, fosfor az mıydı ki balıklarda o vakit...)
İnanç özgürlüğünden yana kaygısı yüksek olmasa da AKP’ce götürüldüğü iddia edilen hizmetin ve yeni vaatlerin herşeye rağmen oya dönüşmediği iller (ki bu sonuncular için Başbakan seçim sonrası yaptığı ilk konuşmada belediyeciliğin ve iktidar olmanın zaten gereği olan -çoğu tartışmalı- hizmetleri hatırlatıp, karşılığında umdukları oyu bulamadıkları için çok şaşırdığını açık açık ifade etti, hemen ardından gereğini düşüneceklerini bildirdi. İş söz konusu bölgelerde “kaşıkla verip sapıyla çıkarma” tabir ettiğimiz bir yöne doğru evrilmesin diye umalım...)

DTP fenomeni ise aldığı oy sayısının artış göstermediği yönünde bir argümanla savuşturulmaya çalışılsa da, yerel yönetimler emanet edilirken etnik hassasiyetin tercih sebebi olması yadsınamaz bir gerçek olarak blok halinde belirginleşiyor. AKP’nin bu noktadaki yatırımlarını da gözden geçireceği aşikar ancak ya CHP için ne demeli ? İşte orada film kopuyor. CHP diye bir parti Güneydoğu’da yok. Sonuç şaşırtıcı olmamakla birlikte düşündürücü. Ülkede merkez solu temsil ettiğini iddia eden bir partinin etnik hassasiyetlere bu derece yenilmesi, yenilmek de değil, o hassasiyetlerce silinip süpürülmesi nasıl açıklanabilir ? CHP’nin politikalarının herşeye rağmen ağırlıklı bir bölümünü “yaşam tarzı” üzerinden siyaset oluşturuyor, buna son dönemde tek katabildiği ekonomide yaşanan olumsuzlukların rüzgarıyla iktidara yönelttiği yolsuzluk eleştirileri... Bu formül CHP’nin Güneydoğu’da yok çekmesi anlamına geliyorsa buradan çıkartılması gereken, bence sadece bölge için değil, tüm Türkiye için, fazlasıyla ders var.

Buradan CHP’ye gelirsek, ister benim sevmediğim tabirlerle “yaşam tarzı” oyları ya da “laik” oylar diyelim, ister herkesin yaşam tarzını savunmaya yönelik inanç özgürlüğü oyları, CHP’nin bel kemiğini oluşturanın işte bu yöndeki oylar olduğu görülüyor.
Bu hassasiyetlerin daha düşük olduğu bölgelerde ise açıkça kazanan AKP’nin alternatifi milliyetçi-muhafazakar görüş olmuştur. MHP son derece baskın çıkmış ve AKP’den kaçan ekonomik oyların da büyük bir kısmını almayı bilmiştir. Seçmen eksik güdük de olsa verilen hizmetlerin rant bacağını ıskalamamış, sadaka ekonomisini tercih etmediğini ise açıkça ifade etmiş görünüyor.

Öte yandan AKP’nin kayıtsız şartsız dünyaya eklemlenmeye teşne ekonomi politiklarının, Başbakan’ın sözde kalan uluslararası gözdağı şovları ile tezat oluşturduğu bilinci sanırım ülkede üzerinde genel konsensüs olan tek gerçektir.

“Şimdi CHP’yi zor bir görev bekliyor”. Seçim sonrası hemen hemen bütün yorumların ortak cümlesi buydu belki de. Biz de tekrarlayalım, hatta şunu ekleyelim, bundan önce -ben sayamadım kaç seçim geçti- hepsinde de zor görevler bekliyordu zaten CHP’yi ! CHP ise kendini yenilemeyerek elindeki fırsatları ve oylarımızı heba etti. Bu defa farklı olarak ne yaptı dersek, açıkçası ben fark göremiyorum, sadece küçük rötuşlardı yaptığı: yolsuzlukların dile dolanması, en azından konuşabilen bir (sayıyla 1) adayın ortaya çıkması, çarşaf “şov”unu belirtmeye gerek bile yok elbette... Oysa, eğer bundan evvel yapması gereken fakat yapmadığı çalışmaları da göz önünde bulundurursak, bana göre hakettiğinin çok ötesinde, CHP’nin “açılımları”nı ve çalışmalarını kat be kat aşan eden bir tercih elde etti. Bu da AKP’nin hatalarından kaynaklanmakta, CHP’nin niteliklerinden ziyade.

Dolayısı ile
önümüzdeki dönemde AKP kendi politikalarını revize etmeye ve merkez sağdaki yerini sağlamlaştırmaya çalışırken,
CHP büyük ihtimalle, bugüne kadar her zaman en kolayı tercih ettiği gibi yine kendine “inanç özgürlüğü” hassasiyetiyle oy verenlere oynamaya devam edebilir.
Bunun da en basit yolu “şeriat korkularını kaşımak”tan geçer, çünkü gördüğüm kadarıyla çok çalışmaya alışık değil partinin büyük bölümü.
Bir de değerli bir mineral olan “fosfor” üzerine espri çıktı ki, bütün İç ve Güneydoğu Anadolu’nun bir yandan iktidara bir yandan da ana muhalefete “höst” diyen tercihlerini yok sayacak şekilde ilerliyor, sanırım fazla fosfor gözlere dokunuyor.

Ey benim gibi inanç özgürlüğüne hassas tüm dostlar, lütfen bu seçimde bir başarı görmeyin CHP adına, burada olan biten sizin başarınızdır, cumhuriyet mitinglerinde yürüdüğünüz yolların gerçekten aşındığının, o yollarda sizin, benim de birşeyler öğrendiğimizin kanıtıdır.

Peki CHP ne öğrendi ? Bunu zaman gösterecek. Ancak bu süreçte lütfen balıkla falan şımartmayın bu partiyi çünkü Türkiye partisi olmanın gereklerini yapmamıştır. Seçim sonuçları buna delalettir.

Son olarak küçük ama simgesel bir yorumu da buraya alayım:
TV’de aldığı ratinglere kıyasla hoyrat diyebileceğim sözler sarfeden bir kişi “bizim kıyılarda evimiz var, iktidarın politikaları daha da sertleşirse oraya kaçarız” diyebilmiştir, talihsiz bir şekilde. Olabilir, canlı yayın heyecanıdır diyelim.
Ama bu bölünmeye izin vermeyen CHP olmalıdır bizzat. O zaman zorunluluktan veya kerhen, tek bir saikle, yaşam tarzı saikiyle oy verilen bir parti olmaktan kurtulacaktır. İnanç özgürlüklerinin koruyucusu olduğunu anlatacaktır, ekonomide alternatif oluşturacaktır, etnik hassasiyetleri katılımcılıkla kucaklayacaktır. Aksi durumda, bir sonraki seçimde kıyıların denizinde boğulması kaçınılmazdır (daha önce de olduğu gibi)...

Hiç yorum yok:

İzleyiciler

Yazdıklarımı düşünüyorum, düşündüklerimi yazıyorum

Fotoğrafım
İnişli yokuşlu, politize ama illa ki benden yazılar.

Ben'ce Sözlük

U
Umutkan: Herşeyi unutabilir... Ama bir umudu hep vardır.

K
Küratör: Sanatın editörü ?

S
Sanat: Bir rahatlama biçimi.

B
Bedbaht: Başkalarını kafaya takınca hissedilen mutsuzluğun sıfat hali. Not: gerçek mutsuzlukla karıştırılmamalı

Çeviri asla sadece çeviri değildir !

Başkalarının yazıp benim çevirdiklerim. Çevrim çevrim.

Dr Matrix ve Gizemli Sayılar (The Magic Numbers of Dr Matrix) / Martin Gardner / Güncel Yayıncılık - Açık Bilim Dizisi / İstanbul, Ekim 2004 / Çeviren : Neyran Savaşman Akyıldız
Pekçok bilimsel çalışmaya imza atan Martin Gardner, tüm zamanların en usta nümeroloğu Dr. Joshua Matrix öncülüğünde bizi, sayıların gizemli dünyasına davet ediyor... Scientific American dergisinde "Matematik Oyunları" adlı köşesinde 20 yıl boyunca Dr. Matrix ve kızı Iva'nın maceralarını aktaran Martin Gardner, kâh New York'ta, kâh Kalküta'da, kâh İstanbul'da ve daha pek çok şehirde onların izlerini sürüyor. Aslında bu iz sürmekten çok, bir rastlantıdır; tıpkı Dr. Matrix'in sayı ve dil arasında keşfettiği rastlantılar gibi... Amerika'daki başkanlık seçimlerinin sonucu, güneş sisteminin 32. ayının varlığı, pi sayısının bir milyonuncu basamağının 5 olduğu, Dr. Matrix'in bizi şaşırtan sayı-dil bağlantılı tahminlerinden sadece birkaçı... Elinizdeki kitap, pek çok matematikçinin, "matematiği milyonlara sevdiren adam" olarak değerlendirdiği Martin Gardner'ın, Dr. Matrix'le ilk karşılaşmasından öldüğü güne kadarki analizlerinden, kelime ve sayı oyunları hakkında kurduğu bağlantılardan oluşmuş, şaşırtıcı öngörülerin bir derlemesi... Bu kitabı okuduktan sonra çevrenizdeki pek çok sayısal rastlantının farkına varmak ilginç olacak... Matematik ve sayılarla dil arasındaki bağlantıyı merak eden herkesin okuması gereken bir kitap... (Arka kapak'tan)

Çevirenin Notu:
Arka kapak kitap hakkında bir yere kadar bilgi verebiliyor tabii. Oysa Dr Matrix'in maceraları matematiksel rastlantıların keşfiyle sınırlı değil kesinlikle. Kitapta depremlerin pek alışık olmadığımız yöntemlerle tahmininden, piramitlerin gizemli güçlerine, uzakdoğu öğretilerinden doğanın gelecek tahminine imkan verdiği iddia edilen ince sırlarına yolculuk edebilirsiniz. Kaderin cilvesi, bu pek hoşlanmadığım fizik ötesi konular böyle bir çeviri fırsatı ile gelip beni buldu. Oldum olası fallar, astroloji ve gelecek öngörülerinin her türlüsüne temkinli yaklaşmışımdır. Fakat bunu pozitif ilim düşkünlüğüme dayandıracak değilim. Aksine, bu tür öngörüleri fazlası ile ciddiye alıp üzerinde durma eğilimimden ötürü kendimi sıkıntıda bulduğum anlar olmuştur.
Şöyle keyif için bir fal baktırıp, astroloji yorumlarını gülümseyerek okumak ne bilgece davranışlar benim nazarımda esasen !

Beni cendereye sokan bu tür konulardan uzak durmayı seçmiştim ama işte bu kitap ile aslında onları hayatın çetrefil katı gerçekliğini biraz olsun gevşetecek emniyet sübapları olarak hafife almam gerektiğini bir kere daha anladım ve sanırım çeviriyle uğraştığım süre boyunca kefaretimi fazlasıyla ödedim. Artık bu mevzulara bilim dışı ve enti püften hikayeler olarak tepeden bakma hakkına sahip olabilir miyim ?

Blog Listem

Ebru

Ebru