Neyse, ne diyorduk ?
İstanbul'un çok güzel bir bitki örtüsü var. Sonbaharda bu daha da belirginleşiyor. Tarabya'dan sonrası orman. Çık Kilyos'a, Rumeli Feneri'ne, sağın solun, önün arkan son derece terbiyeli bir doğa. Buna el uzatmaya kimsenin hakkı yok. Üçüncü köprüye sonuna dek hayır.
Şehir, çok can acıtıcısın. Akıbetin içimi yakıyor. Elimden birşey gelmiyor hissiyle her gün eriyen güzelliğine bakmak çok zor. Uzak coğrafyaları özletiyorsun insana. Kimseyi tanımadığım, kimsenin beni tanımadığı kuzey ülkelerini... Düzgün asfaltları, kaldırımları, kah kentli kah köylü ama hep özgür yeşillikleri... Tepelerine alıcı köprüler döşenmeyecek olan sere serpe ormanları. Seni bana unutturuyorlar bazen. Sendeki üzüntümü. Kaçarak unutulmaz ki. Ben senim, sen de ben. Tek çare, o köprünün yapılmadığını görmek. Bu bir nebze hafifletecek acıyı.
Julien Jimenez et l'audit des projets qui se perdent eux-mêmes
-
Sur la table, il y a cinq dossiers. Chacun a été déposé là par quelqu'un...
1 ay önce

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder