Hasır tabureli çay bahçesinde güneşe karşı oturuyorduk. Deniz Müzesi tarafını işaret edip “Bu binanın ne olarak inşa edildiğini biliyor musun?” diye sordu. Bilmiyordum ve yürüttüğüm tahminler de işe yaramadı. Baktı zorlanıyorum, aslında Türkiye’nin ilk uçak fabrikası ile karşı karşıya olduğumuzu açıkladı.
“Madem ki bir millet tayyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfundan beklememeliyiz. Ben bu uçakların fabrikasını yapmaya talibim. " diyen Nuri Demirağ Beşiktaş Barbaros Hayrettin İskelesi’nin yanındaki Tayyare Etüt Atölyesini 1936 yılında kurmuş. 1886 yılında Sivas’ın Divriği ilçesinde başlayan hayatı boyunca milli duygularıyla girişimciliği birleştirdiği pek çok başka projeye de imza atmış. Ama Boğaz Köprüsü projesinden, Ankara’nın doğusundaki ilk demiryolu hattının yapımına uzanan bu teşebbüsleri arasında havacılık sanayi adına yaptıkları, girişimin büyüklüğüne kıyasla gördüğü az ilgiye bakıldığında dikkatleri daha da çok çekiyor.
Söz konusu sanayinin tüm dünya için yeni olduğu o yıllarda Türkiye’de özel sektörün uçak yapımına cesaret etmiş olması bizi şaşırtıyor ve neden bu çabalardan haberimiz yok ? sorusu kafamızı kurcalıyor. Cumhuriyet tarihinde özel girişimler parmakla gösterilecek kadar azken, bizler Koçların, Sabancıların başarı öyküleriyle büyümüşken Nuri Demirağ’ın hikayesinin çok az biliniyor olması, hatta bugün bile adının muhafazakar AKP hükümeti tarafından Sivas’ta açılışı yapılan havaalanına verilmesinden imtina edilmesi merakımızı daha da arttırıyor*.
Nuri Demirağ’ın "Avrupa'dan, Amerika'dan lisanslar alıp tayyare yapmak kopyacılıktan ibarettir. Demode tipler için lisans verilmektedir. Yeni icat edilenler ise bir sır gibi, büyük bir kıskançlıkla saklanmaktadır. Binaenaleyh kopyacılıkla devam edilirse, demode şeylerle beyhude yere vakit geçirilecektir. Şu halde Avrupa ve Amerika'nın son sistem tayyarelerine mukabil, yepyeni bir Türk tipi vücuda getirilmelidir” diyerek kurduğu Beşiktaş’taki Tayyare Etüt Atölyesi uçakların dizayn ve prototipini yapacak, uçaklar Divriği’de imal edilecekti. Demirağ bu üretimin yanı sıra pilot yetiştirmek amacıyla Gök Okulu’nu kurmuş, Yeşilköy’de aldığı arazi üzerinde benzeri Amsterdam’da bulunan bir uçak pisti oluşturmuş.
Bu girişimin sona ermesinde en büyük etken olarak pek çok kaynakta Türk Hava Kurumu’nun siparişi olan eğitim uçaklarının kurumca teslim alınmaması belirtiliyor. Red gerekçesi olarak uçakların prototipe uygun olmaması, akrobasi kabiliyetinin bulunmaması ve zamanında teslimat yapılmaması gösterilmiş, fakat açılan davada uçaklar hakkında bilirkişi olumlu rapor vermiş. Sonuç değişmemiş ve bu durum faaliyetlerini güçleştirse de fabrika bir süre daha çalışmalara devam etmiş. 2. Dünya Savaşı sırasında Westland Cysander keşif-irtibat uçaklarının onarım ve yedek parça üretimini üstlenmiş. Kaynaklarda İspanya, Irak ve İran’dan gelen tekliflerin hükümet tarafından engellendiği de yazılı. Yanı sıra anlatılan bir başka anekdot da İsmet İnönü’nün Demirağ’a yaptığı, olumlu başlayıp tamamen iplerin kopmasıyla sona eren ziyareti. Anlatılan o ki, Yeşilköy Havaalanı'nı ve Gök Okulu’nu ziyaret eden İnönü devletle işbirliği içinde olmasını salık verdiği Demirağ’dan, rüşvet talepleri yüzünden bunda zorlandığı yanıtını alınca Demirağ’ın bunu ispat etmesini beklemeden görüşmeyi bitirerek oradan ayrılmış. Havaalanı istimlak edilmiş, uçak fabrikası kapanmış. Gök Okulu’nun faaliyetleri sona ermiş. Nuri Demirağ bundan sonra siyasete atılmayı denemiş ve çok partili hayata geçişte öncülerden olup, Milli Kalkınma Partisi’ni kurmuş fakat seçimlerde başarı gösterememiş.
Nuri Demirağ’ın siyasi görüşlerini ve bunların müteşebbisliğine yansımalarını objektif olarak değerlendirme şansımız elimizdeki verilerin kısıtlı olması sebebiyle yok. Muhafazakarlığı ve milliyetçiliği itibariyle kendisini faşistlikle suçlayanlar olduğu gibi, mason ve sabetaycı sıfatlarından da nasibini almış. Bunların yerinde isnatlar olup olmadığını tespit etmeye vakit harcamak gerek ama öznel kaynaklarla ne derece doğru sonuçlara ulaşılır şüpheliyim. Milliyetçi kesimlerde tamamen siyasi olarak addedilen İsmet İnönü’nün sergilediği yok sayıcı tavrı, sadece siyasi rekabetle açıklamak yeterli de olmayabilir. Bu hususlar araştırmaya muhtaç. Su götürmez olan bu kişinin müteşebbisliği. İsmet İnönü’ye yazdığı, müşkül durumunu ifade eden mektupta yer alan şu cümle gerçekten bugün artık son derece marjinal kaçabilecek, unuttuğumuz bir yaklaşım: “Bu uğurda şimdiye kadar harcanan 1,5 milyon lira ile hoş karakterim buna müsait degil ya-farzı muhal 15-20 adet han, apartman yaptım, senede 150-200 bin lira kira alarak istedigim yerde gezer, tozardım.” Doğru söze ne denir ?
Yakın tarihin sayfalarının bu faslını niçin bu kadar toz bürümüş anlamak zor. Bazı varsayımsal tezler ileri sürülebilir. Hikayedeki boşlukların arasını hayalgücümüzle doldurmaktan başka çare yok şimdilik. Ben kendi versiyonumda, müteşebbisliğin motive edici yanını ön plana çıkarmayı tercih ediyorum.
* detay için bkz. A. Turan Alkan, "Nuri Demirağ Havaalanı" meselesi, 20 Aralık 2006 http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=474635
Nuri Demirağ'ın hayatı ve onun özelinde Cumhuriyetin ilk yıllarına ekonomik ve sosyal bakış için, ayrıca:
Fatih M. Dervişoğlu, Nuri Demirağ: Türkiye'nin Havacılık Efsanesi, Ötüken Yay. 2007
Création de site web à Tournefeuille : stratégie digitale pour PME
ambitieuses
-
Tournefeuille compte près de 27 000 habitants. Située aux portes de...
1 ay önce

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder