26 Ocak 2008 Cumartesi

Görüntüler Aldatıcıdır

Hasır tabureli çay bahçesinde güneşe karşı oturuyorduk. Deniz Müzesi tarafını işaret edip “Bu binanın ne olarak inşa edildiğini biliyor musun?” diye sordu. Bilmiyordum ve yürüttüğüm tahminler de işe yaramadı. Baktı zorlanıyorum, aslında Türkiye’nin ilk uçak fabrikası ile karşı karşıya olduğumuzu açıkladı.

“Madem ki bir millet tayyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfundan beklememeliyiz. Ben bu uçakların fabrikasını yapmaya talibim. " diyen Nuri Demirağ Beşiktaş Barbaros Hayrettin İskelesi’nin yanındaki Tayyare Etüt Atölyesini 1936 yılında kurmuş. 1886 yılında Sivas’ın Divriği ilçesinde başlayan hayatı boyunca milli duygularıyla girişimciliği birleştirdiği pek çok başka projeye de imza atmış. Ama Boğaz Köprüsü projesinden, Ankara’nın doğusundaki ilk demiryolu hattının yapımına uzanan bu teşebbüsleri arasında havacılık sanayi adına yaptıkları, girişimin büyüklüğüne kıyasla gördüğü az ilgiye bakıldığında dikkatleri daha da çok çekiyor.

Söz konusu sanayinin tüm dünya için yeni olduğu o yıllarda Türkiye’de özel sektörün uçak yapımına cesaret etmiş olması bizi şaşırtıyor ve neden bu çabalardan haberimiz yok ? sorusu kafamızı kurcalıyor. Cumhuriyet tarihinde özel girişimler parmakla gösterilecek kadar azken, bizler Koçların, Sabancıların başarı öyküleriyle büyümüşken Nuri Demirağ’ın hikayesinin çok az biliniyor olması, hatta bugün bile adının muhafazakar AKP hükümeti tarafından Sivas’ta açılışı yapılan havaalanına verilmesinden imtina edilmesi merakımızı daha da arttırıyor*.

Nuri Demirağ’ın "Avrupa'dan, Amerika'dan lisanslar alıp tayyare yapmak kopyacılıktan ibarettir. Demode tipler için lisans verilmektedir. Yeni icat edilenler ise bir sır gibi, büyük bir kıskançlıkla saklanmaktadır. Binaenaleyh kopyacılıkla devam edilirse, demode şeylerle beyhude yere vakit geçirilecektir. Şu halde Avrupa ve Amerika'nın son sistem tayyarelerine mukabil, yepyeni bir Türk tipi vücuda getirilmelidir” diyerek kurduğu Beşiktaş’taki Tayyare Etüt Atölyesi uçakların dizayn ve prototipini yapacak, uçaklar Divriği’de imal edilecekti. Demirağ bu üretimin yanı sıra pilot yetiştirmek amacıyla Gök Okulu’nu kurmuş, Yeşilköy’de aldığı arazi üzerinde benzeri Amsterdam’da bulunan bir uçak pisti oluşturmuş.

Bu girişimin sona ermesinde en büyük etken olarak pek çok kaynakta Türk Hava Kurumu’nun siparişi olan eğitim uçaklarının kurumca teslim alınmaması belirtiliyor. Red gerekçesi olarak uçakların prototipe uygun olmaması, akrobasi kabiliyetinin bulunmaması ve zamanında teslimat yapılmaması gösterilmiş, fakat açılan davada uçaklar hakkında bilirkişi olumlu rapor vermiş. Sonuç değişmemiş ve bu durum faaliyetlerini güçleştirse de fabrika bir süre daha çalışmalara devam etmiş. 2. Dünya Savaşı sırasında Westland Cysander keşif-irtibat uçaklarının onarım ve yedek parça üretimini üstlenmiş. Kaynaklarda İspanya, Irak ve İran’dan gelen tekliflerin hükümet tarafından engellendiği de yazılı. Yanı sıra anlatılan bir başka anekdot da İsmet İnönü’nün Demirağ’a yaptığı, olumlu başlayıp tamamen iplerin kopmasıyla sona eren ziyareti. Anlatılan o ki, Yeşilköy Havaalanı'nı ve Gök Okulu’nu ziyaret eden İnönü devletle işbirliği içinde olmasını salık verdiği Demirağ’dan, rüşvet talepleri yüzünden bunda zorlandığı yanıtını alınca Demirağ’ın bunu ispat etmesini beklemeden görüşmeyi bitirerek oradan ayrılmış. Havaalanı istimlak edilmiş, uçak fabrikası kapanmış. Gök Okulu’nun faaliyetleri sona ermiş. Nuri Demirağ bundan sonra siyasete atılmayı denemiş ve çok partili hayata geçişte öncülerden olup, Milli Kalkınma Partisi’ni kurmuş fakat seçimlerde başarı gösterememiş.

Nuri Demirağ’ın siyasi görüşlerini ve bunların müteşebbisliğine yansımalarını objektif olarak değerlendirme şansımız elimizdeki verilerin kısıtlı olması sebebiyle yok. Muhafazakarlığı ve milliyetçiliği itibariyle kendisini faşistlikle suçlayanlar olduğu gibi, mason ve sabetaycı sıfatlarından da nasibini almış. Bunların yerinde isnatlar olup olmadığını tespit etmeye vakit harcamak gerek ama öznel kaynaklarla ne derece doğru sonuçlara ulaşılır şüpheliyim. Milliyetçi kesimlerde tamamen siyasi olarak addedilen İsmet İnönü’nün sergilediği yok sayıcı tavrı, sadece siyasi rekabetle açıklamak yeterli de olmayabilir. Bu hususlar araştırmaya muhtaç. Su götürmez olan bu kişinin müteşebbisliği. İsmet İnönü’ye yazdığı, müşkül durumunu ifade eden mektupta yer alan şu cümle gerçekten bugün artık son derece marjinal kaçabilecek, unuttuğumuz bir yaklaşım: “Bu uğurda şimdiye kadar harcanan 1,5 milyon lira ile hoş karakterim buna müsait degil ya-farzı muhal 15-20 adet han, apartman yaptım, senede 150-200 bin lira kira alarak istedigim yerde gezer, tozardım.” Doğru söze ne denir ?

Yakın tarihin sayfalarının bu faslını niçin bu kadar toz bürümüş anlamak zor. Bazı varsayımsal tezler ileri sürülebilir. Hikayedeki boşlukların arasını hayalgücümüzle doldurmaktan başka çare yok şimdilik. Ben kendi versiyonumda, müteşebbisliğin motive edici yanını ön plana çıkarmayı tercih ediyorum.

* detay için bkz. A. Turan Alkan, "Nuri Demirağ Havaalanı" meselesi, 20 Aralık 2006 http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=474635

Nuri Demirağ'ın hayatı ve onun özelinde Cumhuriyetin ilk yıllarına ekonomik ve sosyal bakış için, ayrıca:
Fatih M. Dervişoğlu, Nuri Demirağ: Türkiye'nin Havacılık Efsanesi, Ötüken Yay. 2007

Hiç yorum yok:

İzleyiciler

Yazdıklarımı düşünüyorum, düşündüklerimi yazıyorum

Fotoğrafım
İnişli yokuşlu, politize ama illa ki benden yazılar.

Ben'ce Sözlük

U
Umutkan: Herşeyi unutabilir... Ama bir umudu hep vardır.

K
Küratör: Sanatın editörü ?

S
Sanat: Bir rahatlama biçimi.

B
Bedbaht: Başkalarını kafaya takınca hissedilen mutsuzluğun sıfat hali. Not: gerçek mutsuzlukla karıştırılmamalı

Çeviri asla sadece çeviri değildir !

Başkalarının yazıp benim çevirdiklerim. Çevrim çevrim.

Dr Matrix ve Gizemli Sayılar (The Magic Numbers of Dr Matrix) / Martin Gardner / Güncel Yayıncılık - Açık Bilim Dizisi / İstanbul, Ekim 2004 / Çeviren : Neyran Savaşman Akyıldız
Pekçok bilimsel çalışmaya imza atan Martin Gardner, tüm zamanların en usta nümeroloğu Dr. Joshua Matrix öncülüğünde bizi, sayıların gizemli dünyasına davet ediyor... Scientific American dergisinde "Matematik Oyunları" adlı köşesinde 20 yıl boyunca Dr. Matrix ve kızı Iva'nın maceralarını aktaran Martin Gardner, kâh New York'ta, kâh Kalküta'da, kâh İstanbul'da ve daha pek çok şehirde onların izlerini sürüyor. Aslında bu iz sürmekten çok, bir rastlantıdır; tıpkı Dr. Matrix'in sayı ve dil arasında keşfettiği rastlantılar gibi... Amerika'daki başkanlık seçimlerinin sonucu, güneş sisteminin 32. ayının varlığı, pi sayısının bir milyonuncu basamağının 5 olduğu, Dr. Matrix'in bizi şaşırtan sayı-dil bağlantılı tahminlerinden sadece birkaçı... Elinizdeki kitap, pek çok matematikçinin, "matematiği milyonlara sevdiren adam" olarak değerlendirdiği Martin Gardner'ın, Dr. Matrix'le ilk karşılaşmasından öldüğü güne kadarki analizlerinden, kelime ve sayı oyunları hakkında kurduğu bağlantılardan oluşmuş, şaşırtıcı öngörülerin bir derlemesi... Bu kitabı okuduktan sonra çevrenizdeki pek çok sayısal rastlantının farkına varmak ilginç olacak... Matematik ve sayılarla dil arasındaki bağlantıyı merak eden herkesin okuması gereken bir kitap... (Arka kapak'tan)

Çevirenin Notu:
Arka kapak kitap hakkında bir yere kadar bilgi verebiliyor tabii. Oysa Dr Matrix'in maceraları matematiksel rastlantıların keşfiyle sınırlı değil kesinlikle. Kitapta depremlerin pek alışık olmadığımız yöntemlerle tahmininden, piramitlerin gizemli güçlerine, uzakdoğu öğretilerinden doğanın gelecek tahminine imkan verdiği iddia edilen ince sırlarına yolculuk edebilirsiniz. Kaderin cilvesi, bu pek hoşlanmadığım fizik ötesi konular böyle bir çeviri fırsatı ile gelip beni buldu. Oldum olası fallar, astroloji ve gelecek öngörülerinin her türlüsüne temkinli yaklaşmışımdır. Fakat bunu pozitif ilim düşkünlüğüme dayandıracak değilim. Aksine, bu tür öngörüleri fazlası ile ciddiye alıp üzerinde durma eğilimimden ötürü kendimi sıkıntıda bulduğum anlar olmuştur.
Şöyle keyif için bir fal baktırıp, astroloji yorumlarını gülümseyerek okumak ne bilgece davranışlar benim nazarımda esasen !

Beni cendereye sokan bu tür konulardan uzak durmayı seçmiştim ama işte bu kitap ile aslında onları hayatın çetrefil katı gerçekliğini biraz olsun gevşetecek emniyet sübapları olarak hafife almam gerektiğini bir kere daha anladım ve sanırım çeviriyle uğraştığım süre boyunca kefaretimi fazlasıyla ödedim. Artık bu mevzulara bilim dışı ve enti püften hikayeler olarak tepeden bakma hakkına sahip olabilir miyim ?

Blog Listem

Ebru

Ebru