Fareed Zakaria 12 Mayıs 2008 tarihli Newsweek dergisinde yayınlanan Post-American World / Amerika Sonrası Dünya başlıklı makalesinde (http://www.newsweek.com/id/135380) günümüzün uluslararası güç dengelerini ekonomik ve askeri açıdan gözlemliyor. Küreselleşmeyle başat giden yeni düzende gücün pek çok alanda ABD dışına kaymasına dikkat çekiyor. ABD'nin çoğu ekonomik göstergede geri planda kalışını vurgulayan geniş analizinden çıkarabileceğimiz temel satırbaşları şunlar:
1- Tüm dünyada ekonomik büyüme oranları artış gösteriyor,
2- Savaşlar, Irak ve Afganistan gibi savaş bölgeleri dışında azalıyor,
3- Genel anlamda şiddet azalıyor, İslami fundamentalist şiddet marjinal kalıyor,
4- Ekonomik odaklar ABD'li olmaktan çıkıyor,
5- Dünyada açık ekonominin öncülüğünü yaparak küreselleşmeyi teşvik eden ABD bugün ona ayak uyduramayıp kendi içine kapanma belirtileri gösteriyor...
Zakaria'ya göre 20. yüzyıla damgasını Pax Americana / Amerikan Barışı vurdu. Üretimsel büyümenin yakalandığı, belli güç dengelerinin dünya ölçeğinde savaşları önlediği (fakat diğerlerini önlemekte aciz kaldığı) görece bir barış dönemiydi bu. ABD kapalı ekonomi modeli ile sürekli mücadele etti. İzlediği bu politikanın sonucunda bugün gelinen noktada Zakaria'nın tespite değer bulduğu bazı veriler şöyle: dünyanın en zenginleri listesinde ilk onda sadece iki amerikalı var, en yüksek bina Taipei'de, halka açık en büyük şirket Pekin'de, en büyük yatırım fonu Abu Dabi'de, en yüksek hacimli film endüstrisi ise artık Hollywood değil, Bollywood... ABD'nin başını çektiği liberal ekonomi doktrini gelir dağılımını dengeye getiremedi belki ama Doğu'ya genel bir büyüme ivmesi kattığı kesin. Zakaria, Soğuk Savaş sonrası kısa süren tek kutuplu dünya deneyimini altüst eden küreselleşme karşısında doktrinin babası ABD'nin beise kapılmamasını söylüyor. Zaten dünyaya kültür ihraç ederek bunu kendileri başlatmamış mıydı ? Evet biraz daha fazla çalışacaklar, başkalarıyla iş yapmaya alışacaklar. Bu kısımlar halledilebilir belki. Zakaria'nın değinmediği bir nokta ise, bu süreç içinde ABD'nin kendi ekonomisini korumaya yönelik düzenlemeleri hiçbir zaman elden bırakmadığı gerçeği. Tabii yazar bunu atlasa da, ABD'nin başka çok sayıda ikiyüzlü tutumunu belirtmekten çekinmemiş: demokrasileri destekleme görüntüsü arzedip teokratik monarşileri himaye etmesi, askeri güce başvurmayı hiçbir zaman ihmal etmeyişi, emperyalizmin örneklerini vermeyi sürdürmesi, gibi. Yükselen yeni güç odaklarının buna benzer pratiklere yönelmeyeceklerinin bir garantisi yok, özellikle Rusya ve Çin'in bu konuda sicili ortada. Zakaria da ekonomik büyümeyle birlikte artabilecek ulusalcı-milliyetçi akımlar konusunda uyarıda bulunuyor.
Bu noktada Amerika'dan kurtulduk, ya şimdi ne olacak diyesi geliyor insanın. Bu çok kutuplu dünyada Zakaria'nın korktuğu gibi milliyetçi tehditler olacak mı, yoksa çok odaklılık ve birbirine eklemlenmiş ekonomiler sayesinde milliyetçilik belasını defedebilecek miyiz ? Şimdilik, küreselleşmeyi sağlayan ve bizi birbirimize muhtaç kılan liberal ekonomi doktrininin insan hakları ve çalışan hakları ile paralel uygulanmasını sağlamak gibi kaygılar, milliyetçi üstünlükler kurma kaygılarının önüne geçecek diye umalım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder