Kitabın adını duyduğumda önyargıyla burun kıvırmaya çok yakındım. Fazlaca genelleme içerebilirdi. Üstelik “Türk” sıfatı başlı başına oldukça belirsiz ve genelleyiciydi zaten. Batı’dan Doğu’ya bakarken Müslümanlara kısaca Türk denmesinden “Türk”’ün Osmanlı tebası içinde pek de muteber sayılmayan konumuna en bilinir tarihi genellemeler canlandı kafamda. Sonra kitabı yazanın bir Amerikalı, yazdığı zamanın 20. yüzyılın başları olduğunu hesaba katarak, biraz da önyargımın üstüne gitmek için, okumamın gerekli olduğuna karar verdim. Türklük denen bu müphem kavrama dışarıdan bir bakış bendeki karmaşık bilgileri ya biraz daha karıştıracak ya da bana ışık tutacaktı; ikincisi oldu.1881 doğumlu Stanwood Cobb, Harvard’da tarih ve din felsefesi eğitimi gördükten sonra Robert Kolej’e gelmiş, 3 yıl çalışmış. Türkiye’de yaşadıklarını anlattığı 1914 basımlı bu kitabı, “The Real Turk” bireysel gözlemlere dayandığı ve bunu baştan itibaren hiçbir satırında saklamadığı için, sübjektivitesiyle rahatsız etmeyen büyük bir “seyirlik”. Bir yabancının döneme bu kadar birinci elden tanıklık eden anlatı deneyimi, yazanda olduğu kadar okuyanda da belli önyargılar oluşturmaya meyilliyse de, farklı bakış açısının getirdiği katma değer tüm önyargıları silip süpürüyor. Kitabın tespitlere dayanan yapısı okurun kendi çıkarımlarını yapmasını sağlıyor, dikey olarak zamanda karşılaştırmalı bakış imkanı sunuyor. Yatay olarak ise dönem içinde yazarın Türkleri kah Amerikan toplumu ile kah Osmanlı içindeki diğer gruplar ile kıyaslaması kitaptan alınan bilgileri çok renkli kılıyor.
İşte yüzümüzde gülümseme oluşturan birkaç alıntı :
"İstanbul'daki hissiyat New York'takinden nasıl da farklıdır ! Ne zaman New york'ta olsam boşa gidecek yarım saat için bile kendimi rahatsız hissederim. Zamanı faydalı biçimde değerlendirebileceğim birşey yok mu diye düşünürüm. Ama İstanbul'da işin belli bir miktarı yapıldıktan sonra insan, pekala bu kadar yeter, oturup biraz dinleneyim, der. Daha sonra Türk kahvesi, sigara ve "keyif" gelir." s. 22
"Konu mallarını satmaya geldiğinde Doğulu küçük dükkanında bağdaş kurup sabırla bir müşteri bekleyerek yine işinin efendisidir. Asla mal satma kaygısı yoktur. Paranızı onun mallarıyla değiş tokuş etmek isterseniz size hizmet etmeye hazırdır. İnsana tuhaf gelebilir, fakat bu saygıdeğer yaşlı Türklerden biriyle dua tespihi için pazarlık yapıp sonunda onu satın almak oradan sırtınızda bir kutsamayla ayrılmak gibi birşeydir." s. 55
"Maddiyat Batılı'ya bu evrendeki en hakiki şeymiş gibi görünür, ama kafasında her zaman ebedi değerler olan Doğulu için ölüm tek mutlak ve evrensel yaşam emri iken dünyevi şeyler çok dalgalı ve tutarsız görünür." s. 175
....
Peki Türkler kim gerçekten de ? Bunun tam bir cevabı belki yok, zaten çok da önemli değil. Kitabın adına aldanmayın, alıntılardan da görüldüğü gibi daha geniş bir çerçevede aslında doğuya bakıyor. İlginçtir, yüz yıl öncesinden gelen bu bilgiler, kimi gündelik sıkıntılarımızın arka planını da, Türkler ekseninde yapılan bu doğu-batı kıyaslaması şemsiyesi altında ayan beyan ortaya çıkarıyor.
Artık kendimizden, toleranssızlığımızdan ve üretebildiğimiz dini-milliyetçi-ekonomik-aile içi-mahalle arası-üstü kapalı yahut medyatik her türlü şiddetten yılmış olduğumuz böylesi bir dönemde okuyup üzerinde düşünebileceğimiz, başkalarıyla farklılıklarımızı ve ortak yanlarımızı, kendimizin bir karikatürünü, kör noktalarımızı görebileceğimiz; içine doğduğumuz her ne varsa, boş bir böbürlenme vesilesi olarak küçültmek yerine, insanlığın tükenmeyen arayışında ortak bilgeliğe sunarak büyütebileceğimizi bize hatırlatan, zihin açıcı ve gerekli bir çalışma.
Gerçek Türkler
Stanwood Cobb; Çeviren: Hasan Kaya
Maviağaç Yayıncılık; İstanbul, 2006, 1. baskı, 13,5 x 21 cm, 216 sayfa

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder