Eve girince burnunu aseton kokusu doldurdu, manikürcü dükkanı gibi. Sabah işe ojelerini çıkarıp gittiğini anımsadı. Ne zaman aldırmıştı ki iki kaşının arasını ? İki kaşının arasını aldıran erkekler niye bu kadar itici görünür ? Erkek olmak herhalde çok zor, bu kadarı vazgeçtiğine göre... Zor olması üstün ya da matah birşey olması anlamında da değil üstelik, hakikaten külfetine değmeyecek kadar zor belki de... Basit bir kâr-zarar hesabı, bir insanlık ayıbından yol yakınken dönme mi var acaba dişiliğe meyletmede ?
O cıvıltılı sesiyle her "biz" deyişinde karşı masadaki güzel gözlü kızın içi sıkışıyor. Bir derdim vardı benim, ama neydi duygusu içine oturuyor. Aman canım, o da inansaydı kozmik sevgiye !
Gözenekleri gözlüyoruz, derinleşen kırışıkları, çatlamış damarları, lekeleri, benleri. Daha da tavuskuşuna dönüyor giysilerin renkleri. Bazen o kadar bile mütevazi değil hatta hiçbiri. Ama bir o kadar çirkin sesleri.
Resim seçmek ne kadar zor. Birini beğensem diğerinin hatrı kalır. Neler düşündü kimbilir bunu yapan, ya bunu, ya şunu, ya onu yapan ? Kıyamıyorum hiçbirine ve hepsinden uzak duruyorum, mesafeli, sadece gözlüyorum, gözlerimi dinlendiriyorum sahip olmadan gözlerken. Sahiplenmeme duygumu bu şekilde terbiye ediyorum. Ne kadar da yüce bir davranış ! Ressamlar katilim olacak.
Neyse, cevabını kafasında tasarladığı soruları sormuyor artık. Konuşmadan iletişim galiba diğer iletişim formlarının hepsinden üstün. Gönderdiğiniz titreşimlere dikkat ettiğiniz sürece sorun yok.
Biraz fazla tuz yemişsem bile değişebilir yazdıklarım. Hiç o kadar da sabit değil aslında fikirlerim. Ve korkarım sadece ben böyle değilim. İnişler çıkışlar o kadar fazla ki rutine bindi. Yine de çok "sübtil" yazanlar var. Ki ben onların bu yazış biçimlerini bile "sübtil" bir şekilde betimleyemiyorum. Ama siz de o kadar iyi niyetli değilsiniz. Başı kıçı belli olmayan yazıları okumak zor gelir ya, kendi kıçımızın rahatı bozulmasın diye. Hap gibi bilgi yok güzelim. Google var.
İstanbul'da geceleri yıldızlar görünmüyor... Çok totaliter belki ama bari şu Boğaz Köprüsü'nün ışıkları tekrar sarı olsa... Bana mı sordular morları, yeşilleri, kırmızıları koyarken ?
Musluklarından kanalizasyonla karışık melen suyu akınca beyninden de bunlar dökülüyor işte insanın !
O cıvıltılı sesiyle her "biz" deyişinde karşı masadaki güzel gözlü kızın içi sıkışıyor. Bir derdim vardı benim, ama neydi duygusu içine oturuyor. Aman canım, o da inansaydı kozmik sevgiye !
Gözenekleri gözlüyoruz, derinleşen kırışıkları, çatlamış damarları, lekeleri, benleri. Daha da tavuskuşuna dönüyor giysilerin renkleri. Bazen o kadar bile mütevazi değil hatta hiçbiri. Ama bir o kadar çirkin sesleri.
Resim seçmek ne kadar zor. Birini beğensem diğerinin hatrı kalır. Neler düşündü kimbilir bunu yapan, ya bunu, ya şunu, ya onu yapan ? Kıyamıyorum hiçbirine ve hepsinden uzak duruyorum, mesafeli, sadece gözlüyorum, gözlerimi dinlendiriyorum sahip olmadan gözlerken. Sahiplenmeme duygumu bu şekilde terbiye ediyorum. Ne kadar da yüce bir davranış ! Ressamlar katilim olacak.
Neyse, cevabını kafasında tasarladığı soruları sormuyor artık. Konuşmadan iletişim galiba diğer iletişim formlarının hepsinden üstün. Gönderdiğiniz titreşimlere dikkat ettiğiniz sürece sorun yok.
Biraz fazla tuz yemişsem bile değişebilir yazdıklarım. Hiç o kadar da sabit değil aslında fikirlerim. Ve korkarım sadece ben böyle değilim. İnişler çıkışlar o kadar fazla ki rutine bindi. Yine de çok "sübtil" yazanlar var. Ki ben onların bu yazış biçimlerini bile "sübtil" bir şekilde betimleyemiyorum. Ama siz de o kadar iyi niyetli değilsiniz. Başı kıçı belli olmayan yazıları okumak zor gelir ya, kendi kıçımızın rahatı bozulmasın diye. Hap gibi bilgi yok güzelim. Google var.
İstanbul'da geceleri yıldızlar görünmüyor... Çok totaliter belki ama bari şu Boğaz Köprüsü'nün ışıkları tekrar sarı olsa... Bana mı sordular morları, yeşilleri, kırmızıları koyarken ?
Musluklarından kanalizasyonla karışık melen suyu akınca beyninden de bunlar dökülüyor işte insanın !

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder